YİTİP GİDEN YILDIZLAR: ÇOCUKLAR

Dünyanın dört bir yanında sessizce kaybolan çocuklar adına…

Onlar için bir anlık sessizlik, derin bir düşünce…

Çocukluk; dilin, dinin, coğrafyanın olmadığı bir dönemdir. Keşke her çocuk bu dönemini doyasıya, gönlünce geçirebilse. Kötülüğün cirit atmadığı sokaklarda güvenle koşup oynasalar. Bombaların yağmadığı bir gökyüzünde uçurtmalarını rüzgârla dans ettirebilseler, aynı koşullar altında sevgi ve şefkat içinde büyüyüp yarınlarını yaşayabilseler…

Korkmadan, güven içerisinde…

Ama artık ne sokaklarımız güvenli ne de gökyüzümüz temiz. İnsanlık ise çocuklar için yeteri kadar sevgi ve şefkatli değil. Bir de dünyayı yönetenlerin hırslarına kurban olmuş, bozulmuş, yozlaşmış bir toplumda yaşam mücadelesi veren ve bunun bedelini canı ile ödeyen yarınlarımız var.

Bütün bunların neticesinde ölen her bir çocuk; bu dünya için yitip giden bir umut, bir gelecektir.

Kimini savaşın gölgesinde sessizce…

Kimini elem dolu bir kaza sonucunda…

Kimini hastalığın pençesinde…

Kimini kimsesizliğin gurbetinde yitirdik...

Ama hepsinin sonu aynı elem dolu acı: Yarım kalan hayaller ve hayatlar. Geride kalan yakınları içinse sadece acı ile hatırlanacak anılar. Onların yarım kalan hikâyeleri bizim vicdanlarımızda, gülüşleri ise toprağın altında kaldı.

Yaşam hakkı elinden alınan sayısız çocuğumuzun borcu var üzerimizde. Belki de bu yüzden dünya, o masum seslerin yokluğunda her geçen gün biraz daha karanlığa gömülmekte.

Ama unutmamalıyız ki onlara olan borcumuzu yas tutarak ödeyemeyiz. Çocukların sadece oyun oynarken nefes nefese kaldığı bir dünya inşa etmek için el birliği ile mücadele etmeli bunun için her yolu denemeliyiz. Onların duyulmayan sesi, görülmeyen kalpleri olmalıyız. Güven dolu bir dünya için yıldızlarımızı koruyalım.

UZAKLARDA BİR YAŞAM: HAKKARİ

 Hakkari; yıllarca terörün gölgesinde anılan, çatışmalarla özdeşleştirilen, “sınırın sıfır noktası” denilerek dağları kötülüğün yuvası gibi görülen bir şehir. Normal bir yaşamın var olabileceği bile akıllara gelmeyen, önyargılarla yaklaşılan uzak bir coğrafya.

 Adı hep şiddetle, ölümle, kaosla anıldı. İnsanların hafızasında bomba sesleri, silah gürültüleriyle yer etti; gidilmemesi gereken bir yer olarak hafızalarda kaldı.

 Oysa Hakkari, ters lalesi gibi başını eğse de köklerinden hiç kopmadı. Çok acı gördü, çok bekledi. Ve şimdi bu şehir, “Hakkari’de Hayat Var” sloganıyla yılların önyargılarını yıkmak için haykırıyor. Dağları aşan misafirperverliğiyle gelenleri bağrına basıyor. Korkmadan dağlarına bakmayı öğretiyor insanlara. O dağların yalnızca teröre değil; dağ keçilerine, endemik bitkilere, binbir renge ev sahipliği yaptığını anlatıyor.

 Bir zamanlar kimsenin korkudan ayak basamadığı yerlerde bugün festivaller düzenleniyor. Dağlarının içine sakladığı sevinçlerle eğleniyor Hakkari. Zorlu kış şartlarını MergaBûtan’da bir şölene dönüştürüyor; hayatı felç eden kar burada şenliklerle karşılanıyor.

 Yöresel yemekleriyle damaklarda iz bırakıyor, yıl boyu süren düğünlerinde halaylarla dayanışmanın, birliğin hikâyesini yazıyor bu uzak şehrin insanları. İnsanları el ele veriyor; acıyı da sevinci de paylaşmayı öğretiyor. Bu uzak şehirde insanlar bulutların üzerinde yaşıyor adeta. Rüzgârın türküsü, dağların duası eşliğinde ruhun dinlendiği bir coğrafya burası. İhtişamıyla insanı susturan, sadeliğiyle ruhun dinlenebileceği bir yer.

 Keşfedilmeyi bekleyen doğal güzellikleriyle, barındırdığı sırlarla, insanın en derin ve en güzel hikâyelerine ev sahipliği yapan bir şehir Hakkari.
Uzak ama sıcak, sert ama samimi. Nefes alınabilecek bir toprak.
Hakkari’de hayat var.
İnanmıyorsan, gel de gör.


Hakkâri: Dağların Arasında Bir Yaşam Mücadelesi

  Hakkâri’ de yağan her yağmur, eriyen her kar tanesi bir bereket olarak görülürken, bu coğrafya son aylarda yaşanan aşırı yağışlar ve ani s...