Kalemlerin Gölgesinde Ölümler
“Bugün Türkiye yağmur yağmadan ıslandı.” Faruk Dursunoğlu’nun
bu sözü, Türkiye’nin son günlerde yaşadığı acıyı ne de güzel özetliyor bizlere.
Bu yağmurda keşke sadece bedenlerimiz ıslansaydı ama o kara bulutlar hepimizin
yüreğini ıslatıyor bugünlerde. Takvimler Nisan 2026’yı gösterirken, sıradan bir
günün sabahında ailelerin, çocuklarını o “en güvenli liman” olan okullara
teslim ederken aslında son kez vedalaştıklarını bilemediler.
Bir annenin okul
kapısı önündeki feryadı, bir babanın morg önündeki çaresizliği ve bir toplumun
paramparça olan geleceği…
Cehalete karşı en sağlam setlerin çekildiği okullarımıza
tebeşir tozu yerine barut kokusu sindi. Şanlıurfa’dan Maraş’a Türkiye’nin
birçok iline uzanan bu şiddet haberleri o setleri maalesef yıktı. Dijital
dünyanın karanlık dehlizleri, oyunların içindeki şiddetin “puan” olarak
pazarlandığı sanal evrenler, sosyal medyanın o sahte ve kanunsuz hali, okul
sıralarını birer infaz sahasına çevirmiş durumda. Aile yapısındaki bozulmalar
ve kopukluklar neticesinde sevgisiz kalan çocuklar ekranlarda gördükleri
şiddetin bu yıkıcı gücünü gerçek hayatta taklit etmeye başlıyor. Çocukların
merhamet duygusunu emen bu sahte âlemler onları yavaş yavaş zehirliyor.
Henüz hayatın baharında olan gençlerimizin şiddetin
böylesine kurban gitmesi maalesef en derin yaralarımızdan biri olarak
tarihimize kazınacak. Bu vahşete tanıklık eden çocuklarımızın hafızasında ise
sınıflara sızan namlu sesleri ve koridorlarda yankılanan acı çığlıklar yer
edinecek.
Ölen çocuklarımızın ailelerine de yarım kalmış şiirler,
bitmemiş ödevler ve hiç gerçekleşemeyecek hayaller kaldı…
Toplumun geleceğinin en saf hayallerle kurulduğu, zihinlerin
aydınlanacağı, karakterlerin şekillendiği her şeyden önemlisi “güvende”
olacakları okullarımızın şiddetin yuvası haline gelmesi hepimizin düşünüp
gereğini yapması gereken toplumsal bir sorundur. Okul kapılarına konulan
güvenlik önlemlerinin yanında belki de artık müfredatımıza “insan olma”
sanatını da eklemeliyiz. Eğitim sistemimizi “başarı” odaklı zihniyetten “insan
etme” gayesine ulaştırmamız gerekiyor.
Eğitimin kalbi olan ve hayatını bu yola adayan öğretmenler
için de bu mesleğin ne kadar riskli bir duruma geldiği aşikârdır. Hiçbir
öğretmen, tutanak defterinde öğrencilerinin ölümünü not almamalıdır.
Okullarımızı yeniden o güvenli liman haline getirmek
istiyorsak öncelikle işe, evlerde sönen merhamet ışığını yakarak başlamalıyız.
Şiddeti alkışlayan platformlara karşı eğitim sistemimizi güçlendirmemiz, sosyal
medyayı ve şiddet odaklı oyunların takip edilip gereğinin yapılması
gerekmektedir.
Unutmamayız ki, bir toplumda kalem silahtan korkar hale
gelmişse orada sadece insanlar ölmez; o toplumun ahlakı ve yarına dair
hayalleri de toprağa gömülür.
Martin Luther King’in dediği gibi ” Zekâ artı karakter; işte
gerçek eğitimin amacı budur.” Bizler zekâyı ekranlarla besleyip karakteri kendi
haline bıraktığımız zaman, bu yağmursuz ıslanışımız ne ilk ne de son olacaktır.
Vefat eden çocuklarımıza Allah’tan rahmet, ailelerine baş
sağlığı dilerim.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder